stats for wordpress

Cem Davran için kaç filmde oynadığının önemi yok!

15 Haziran 2016 Çarşamba, 07:59
cem-davran

Vicdan muhasebesi yapan bir adamın öyküsünü anlatan ‘Ve Panayır Köyden Gider’ adlı filmde başrol oynayan Cem Davran, sanatsal filmlerde rol almaktan memnun: Eskiden acelem vardı, kaç filmde oynamışım diye film sayılarına bakardım, artık sayıyı önemsemiyorum. Bir mesajı varsa; popüler işlerde de yer alabilirim
GÜNAYDIN

Uzun süredir dizi ve sinemadan uzak kalan, izleyiciyle ‘Alevli Günler’ ve ‘Bezirgan’ adlı oyunlarla tiyatro sahnesinden buluşmayı tercih eden Davran, ‘Ve Panayır Köyden Gider’ adlı filmle beyazperdeye döndü. Davran, Mete Sözer’in yönettiği Engin Altan Düzyatan’la başrolü paylaştığı bu filmde, vicdan muhasebesi yapan ‘Yabancı’ adlı bir adamı canlandırıyor. Dört senede 40 senaryo okuduğunu söyleyen Davran, “Eskiden acelem vardı, şimdiyse yok. O yüzden artık ince eleyip sık dokuyorum” derken, yer alacağı projenin bir mesajının olması gerektiğini ifade etti.

Uzun zamandır sinema ve dizilerde yoktunuz. Seyirci sizi çok özledi…
Evet, yolda falan görünce ‘Sizi çok özledik’ diyorlar ama bu bana biraz kalabalık geyiği gibi geliyor.

Peki dizilerde rol almamanızın özel bir sebebi var mı?
Aslında dizi yapmak istemiyor değilim ama artık çok senaryo okuyorum, ince eleyip sık dokuyorum. Doğru zamanın gelmesini bekliyorum. Eskiden acelem vardı ama şimdi yok. Çünkü ‘Yapmasam da olur’ deme lüksüne sahibim. Üç-dört senede 40’tan fazla senaryo okudum.

ANDROİD DEĞİLİM, YETERSİZ KALIRIM

Eli kalem tutan birisiniz. İstediğiniz gibi bir senaryoyu aslında kendiniz de yazabilirsiniz, öyle değil mi?
Evet, kendim de bir şeyler yazıyorum ama ‘Yazdı, yönetti, oynadı’ fikrine sıcak bakmıyorum. Dünyanın hiçbir yerinde öyle bir şey yok. Android misin sen; mutlaka bir yer eksik kalır.

Uzun süredir daha çok sanatsal filmlerde rol alıyorsunuz. Memnun musunuz bu durumdan?
Evet, çok memnunum. ‘Balalayka’yı da sayarsan; ‘Melekler ve Kumarbazlar’, ‘Bir Ses Böler Geceyi’, ‘Ve Panayır Köyden Gider’ filmleri, hep daha çok festivallere yönelik filmlerdi. Daha popüler ortamın itibar ettiği filmlerde de oynayacağım ama filmin bir özelliği olsun istiyorum; bir cümleye işaret etsin, bir mesajı olsun derdindeyim. Eskiden kaç filmde oynamışım diye sayıya bakıyordum, artık sayıyı hiç önemsemiyorum. Yoksa tatil köyünde geçen bir komedi filmi hikayesi daha yeni önüme geldi; okudum, bıraktım.

Festival filmleri gişede çok fazla karşılık bulmuyor. Bunu kafanıza takıyor musunuz?
Hayır, takmıyorum. Mesela ‘Bir Ses Böler Geceyi’ filmimi, sinemada 35 bin kişi izledi ama sonra internette 2 milyon kişi tarafından izlenmiş. Film, ölen bir şey değil; hayata karıştığında karşılığını buluyor. Bu film de kendisine iyi bir yol bulacaktır.

Özellikle bu filmi tercih etmenizdeki sebep neydi?
Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Onur duyacağım bir film yaptım. İyi ki gelen teklifi kabul etmişim. Teklif geldiğinde iki tane sinema projesini kabul etme aşamasındaydım. Ama ‘Ve Panayır Köyden Gider’i okuyunca, “Bunda oynayacağım” dedim. Bunca yıldır senaryo okuyorum, artık neyin nereye varacağını, nasıl olacağını biliyorum. Bu filmin gerçek bir hikayeden yola çıkmış olması beni heyecanlandırdı.

Filmde çok güzel cümleler var; ‘Hayatı yaşayanlardan mısınız, seyirci kalanlardan mı?’ gibi…
Filmin esas cümlesi bu: ‘Keşke üç hayatım olsaydı. Birinde izlerdim, ikincisinde oynardım, üçüncüsünde yaşardım.’

Filmde oynadığınız ‘Yabancı’ rolü sizi zorladı mı?
‘Yabancı’; az konuşan, sessizliğiyle çoğu şeyi anlatan, hayatını temize çekmeye çalışan bir vicdan mahkumu. Zor bir karakter. Cepten, hazırdaki malzemelerle oynayamazdım bu rolü. O yüzden bu rol için iki ay çalıştım. Traktörü ben kullandım mesela. Civar köyler dahil benden başka kimse de kullanamıyordu bunu. Traktör 1950 model, yedi ayrı hareketle çalışıyor. Film bittikten sonra onu yönetmen satın aldı.

Film çekildikten sonra gösterime sokmak için neden iki yıl bekletildi?
Çekildikten sonra post prodüksiyon için Los Angeles’a gitti. Bu süreç beş aydan fazla sürdü. Bittikten sonra da yeterli salon bulamadık. Sonra festival yolculuğu başladı. İrlanda’da Underground Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü aldı.

ROCK’LA KÖY DÜĞÜNÜ

Filmin müzikleri çok dikkat çekiyor…
Evet. Filmin müziklerini 80’lerin kült gurubu The Police’in gitaristi Andy Summers yaptı. Summers bu film için bağlama bile çaldı. Sadece benim olduğum sahnelerde The Heavy grubunun ‘Short Change Hero’ parçası çalıyor. Buğday tarlasında ben bu şarkıyı duyarak yürüdüm. Hard rock’la köy düğünü izledik.

Filmin yönetmeni Mete Sözer’le nasıl tanıştınız?
Sosyal bir ortamda, ortak bir arkadaşımız aracılığıyla tanıştık. Arkadaşım “Mete film çekecek, sana ihtiyacı var” dedi. Mete Sözer, Türk sineması için çok değişik kafada bir adam. Normalde bu kadroyu bir araya getiren biri daha popüler şeyler yapabilir ama onun elinden böyle çarpıcı bir film çıktı. Sonuçta sinema yönetmen işidir.

Altan’la olan sahnelerimizi öğrencilerime izletiyorum

Bu filmde daha çok popüler işlerde rol alan Engin Altan Düzyatan da oynuyor…
Ben Altan’ı bu filmden önce de çok severdim zaten. Filmde çok iyi oynadı. Hatta ben Altan’la olan sahnelerimizi öğrencilerime izlettim, sonra onlara da oynattım. Konservatuvar öğrencilerinin izlemesi, çalışması gereken sahneler bunlar. Altan, ‘Ali’nin köye gelen ‘Yabancı’dan tedirgin olmasını, ürkmesini; bakışıyla, duruşuyla çok iyi oynadı.

Hayati hatam olmasa da ben de günahkarım

Bu film aynı zamanda seyirciye vicdan muhasebesi de yaptıracak, öyle değil mi?
Evet, çok günaha giriyoruz yaşarken. Saçlarına ak düşünce, biraz yaş alınca aklına geliyor bunlar. Beyninde, kalbinde bu vicdan urlarıyla yaşamaya başlıyorsun. Geçenlerde üniversiteden bir arkadaşım Twitter’dan mesaj atmış. Yıllar önce beni çok kırmıştı. 19 yaşındaydık, 30 yıl geçmiş aradan. “Ben rahatsızım. Anjiyoya giriyorum. Girip de çıkmamak var, bu yük üstümde kalmasın” diye benden helallik istiyor. İşte bu film de bunları hatırlatan türde.

Sizin helallik isteyeceğiniz biri var mı?
Hayati bir hatam yok ama elbette ben de bir günahkarım. Ama ben hatamı fark ettiğim an, vakit geçmeden düzeltirim; yani 30 yıl beklemem. En sert yüzleşme, vicdanla yüzleşmektir. Herkesin kendi vicdanıyla yüzleşmesi lazım. En büyük cesaret budur. Çünkü çağımızda yaşadığımız en büyük sorun; vicdan sorunu. Herkes çok vicdansızlaştı çünkü.

Haberleri kaçırmayın




Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz