SON DAKİKA
15 Ağustos 2022 04:20

SON HABERLER

Emir Çubukçu Kimdir? Nereli – Boyu – Yaşı – Dizileri – Ailesi

Emir Çubukçu, 28 Eylül 1990 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Türk dizi, sinema, tiyatro oyuncusu ve yazar.

Adı: Emir Çubukçu
Doğum Tarihi: 28 Eylül 1990
Doğum Yeri: İstanbul
Boyu: 1.79 m.
Kilosu: 75 kilo
Burcu: Terazi
Göz Rengi: Kahverengi
Instagram: https://www.instagram.com/emircubukcu1/

Çocukluk yılları: Oyuncu olma isteği çocukluk yıllarına dayanıyor. “Küçüklüğümden beri bunu istiyordum ama o günkü aklımla nedenini hatırlamıyorum. Tiyatro oyunu izlemeyi çok severdim, hatta heyecandan ellerim titrerdi. İlk izlediğim oyun;  Küçük Kara Balık’ı saymazsak Ankara Devlet Tiyatrosu’nun Kuvayi Milliye’siydi. İstanbul’a gelmişlerdi. Nasıl bir kadroydu anlatamam; Deniz Gökçer, Engin Şenkan, Cevdet Arıcılar, Tijen Par… Tanrılar vardı sahnede yani.”

Eğitim hayatı: İtalyan Lisesi’nden mezun olduktan sonra lisans eğitimini Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oyunculuk Bölümü’nde tamamladı.  Üniversitede yer aldığı oyunların yanı sıra Semiha Berksoy Opera Vakfı’nda asistanlık görevini yürüttü.

Oyunculuğa ilk adım: Televizyon macerasına 2012 yılında, ‘Karadayı’ dizisinde canlandırdığı ‘Osman’ karakteriyle başladı.

Hangi proje ile parladı? ‘Gülperi’ dizisinde canlandırdığı ‘Ali Taşkın’ karakteri ile dikkatleri üzerine çekti.

Düşünce yapısı: Bir oyuncunun canlandıracağı karakter için olmazsa olmazının öncelikle sağlıklı bir kafa ve sağlıklı bir beden olduğunu düşünüyor. “Bunlar en temelde bir oyuncunun olmazsa olmazıdır. Ki yaşadığımız coğrafyada elbette çok zor bu. Sağımızda solumuzda neler olduğunu hep beraber görüyoruz. Fakat aklımızı, ruhumuzu berrak tutmak için uğraşmak, bunun için de var olan sanatımıza sarılmak, okumak, düşünmek, hayata açık olmak, hayatı düşünmek, kendimizi düşünmek, kendimizi sorgulamak ve kendimize hep nefes alacak bir alan açmak çok önemli. Ancak bunu yaparak sağlıklı bir kafaya, ruha sahip olabiliriz. Kendimizi, etrafı fazla yargılamadan gerçeği, hakikati görmeye çalışarak yaşamak, aklımızın hep başımızda olması ve bizi taşıyan bedenimize de dikkatli ve özenli davranmak bu mesleği yapabilmek için olmazsa olmaz unsurlardan…”

Mutluluk kaynağı: En büyük mutluluk kaynağı; Mesleği. “Küçük yaştan itibaren büyüyünce bir iş yapılması, bir şey olunması gerektiğiyle ilgili fikir kafama yerleştiği andan beri sanırım sahne üstünde olmak, oyuncu olmak, tiyatro yapmak istiyordum. İlk baştaki futbolcu, doktor olma gibi istekleri saymazsak. Bunlar benim olabileceğim şeyler değildi, hep oyuncu olmak istedim. Ailemin önemli bir etkisi var. Sanata düşkün bir ailem olduğu için sık sık oyunlara gidiyorduk. Önce çocuk oyunlarıyla başladı. Tabii ki ilk etki herkeste olduğu gibi sahnenin büyüsü, sahnedeki insanların ışıklar altında büyümesi, kendi içlerini dökebiliyor olması, istediklerini yapabiliyor olmaları hissi ve onun sonundaki büyük alkış, övgü ve desteklenme hali beni etkiledi ama daha sonra yaşım ilerledikçe lise çağlarımda bunun başlı başına bir iş olduğunun ve eğitiminin alınması gerektiğinin farkına vardım. Daha sonra konservatuvar sınavlarına hazırlandım ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı kazandım. Dört sene okudum. Şu geldiğim noktada da ‘İyi ki bu mesleği seçmişim’ diyebiliyorum.”

İlk sinema filmi: Biket İlhan/ Yarım Kalan Mucize

Hayata bakışı: Oyunculuk üzerine bugüne kadar edindiği en önemli öğreti; Öğrenmeye devam etmenin yanında iyi oyuncu olmak için önce iyi insan olmak ve samimi olmak gerektiği. “Bunlardan daha önemli bir şey düşünmüyorum açıkçası. Sıradan insanlar olduğumuzu fark etmek önemli, kendi deneyimimden bunu söyleyebilirim. Kahramanlar, Süpermenler, büyük insanlar değiliz. Bizler sıradan vatandaşız. Yaptığımız şey bir meslek, kahramanlık yapmıyoruz, sıradan vatandaşlar olarak sıradan vatandaşları canlandırıyoruz. Bunun bilincinde olmak sanırım oyuncu olmakta çok önemli diyebilirim.”

İş hayatına bakışı: Oyunculuk veya yazarlık yapanların bir kısmının mesleklerini ‘şizofrenik’ sıfatıyla özdeşleştirmelerini anlamsız buluyor. “Oyunculuk bence hiç de öyle bir iş değil. Tamamen abartı bana göre. Nesi şizofrenik olabilir ki? Oyununu oynuyorsun ve ardından karavanda kahve içiyorsun. Bana göre yazma eylemi de şizofrenik bir durum değil. Bilemiyorum; sanki bu sıfatla yaptığımız işe bir kutsallık atfediyoruz ve bu bana çok yersiz geliyor. Ben kendi yazdığım öyküler için ‘şizofrenik bir hal’ gibi artistlik yapacaksam Yaşar Kemal, Bilge Karasu veya Sabahattin Ali ne yapsın? Evet, yazmak veya oynamak bir yetenek ve kıymetli de. Ancak buna ekstra bir sıfat yüklemeye gerek yok. İlla şizofrenik bir şey arıyorsak bence okurluk bu açıdan daha önde. Okurluk bana göre yazarlığın en üst seviyesi. Pek çok şeyi okurken sen yazıyorsun aslında. Kendini bambaşka karakterlerle özdeşleştiriyorsun orada. Mesela Norveçli Per Petterson, çok sevdiğim bir yazardır. Onun 60 yaşındaki, Norveç fiyortlarında yaşayan karakterini düşünürken kendimden bir şeyler buluyorum. Aslında baktığın zaman bu büyük bir şizofreni ama diğer yandan değil de. Uzun lafın kısası kendi yaptıkları işe deli işi, şizofrenik diyenler beni deli ediyor.”

Tiyatro’ya bakışı: Konservatuvardan mezun olduktan hemen sonra 2013’de aynı okuldan arkadaşları Can Kulan ve Berkay Ateş ile birlikte Tiyatro D22’yi kuruyor. “Oyunculukla ilgili tek hayalim şu; sağlıklı olduğum sürece tiyatro sahnesinde olmak istiyorum. Tiyatro yapmaya devam etmek, bu alanda mücadele etmeye devam etmek istiyorum gücüm, nefesim yettiğince. Bunun dışında süreçte bakacağım. Tabii ki oynamak istediğim roller var fakat en temeli sağlıklı olduğum sürece tiyatro yapabilmeye devam etmek.”

Kariyer planı:  Bir proje teklifi geldiğinde ilk önce yönetmene bakıyor. “Benim için ilk sırada yönetmen gelir. Mesela ajansım, ‘Emir, seni istedikleri bir proje var. Sana senaryoyu gönderiyoruz’ dediklerinde daha onlar noktayı koymadan ‘Kimler oynuyor ve kim yönetiyor?’ diyorum. Diyelim ki çalışmayı tercih etmediğim bir yönetmen veya oyuncu var projede ama karakter muazzam. Muhtemelen çalışmam. Yapamam çünkü. İstediği kadar iyi olsun canlandıracağım karakteri iyi oynayamam. Bu arada bahsettiğim durum da oyunculuk anı değil. Setteki düzen, yaşayışı düşünerek bunu söylüyorum. Çünkü oradaki huzur benim için çok kıymetli. Sanatla bence belirgin bir şeye aracılık etmiyorum. Bir cephe olarak da görüyorum sanatı. Hayatı anlama, kendini ifade etme ve yaşamı kendi perspektifinden gösterme yolu. Farklı bir bakış açısı sunuyorsun ve bir tünel açıyorsun sanat sayesinde. Böyle deyince biraz karışık oldu ama en net tanımı yapmam gerekirse sanat, nefes alacak bir delik daha açmaktır. Umarım ben de yazdıklarımla, oynadıklarımla bunu başarabiliyorumdur. Oyunculuk, yönetmenlik, yazarlık… Hepsine veda edecek ve tek bir işimle anılacak olsaydım eğer, Yazmadığım ama yazmayı düşündüğüm bir roman var, onunla anılmak isterim. D22, bu hayatta yaptıklarım arasında en çok önem verdiğim ve de en gurur duyduğum oluşum ama tiyatro, oyunculuk bir noktada geçici. Biz ölünce olmayacak, o anlamda kalıcı değil. Ancak kitabı, bir fanusun içine koysan 1000 sene durur. Tiyatro oyununa aynı şeyi nasıl yapacaksın? Bu nedenle kafamdaki o hikâyeyle anılmak beni mutlu eder.”

Gelecek Hayali:  Gelecekte, bir sahil kasabasında kitapları, dizileri ve filmleriyle yaşayabileceği bir hayat hayal ediyor. “Aynı zamanda istediğim zaman yurt dışına da gidebileceğim bir özgürlüğümün olması. Bu iki özgürlüğün elimde olmasını çok istiyorum. Yaşamaya devam edebilmek için sükunete ihtiyacı olan birisiyim. Bu özgürlüğümün olduğu bir hayat gelecekle ilgili en önemli hayalim, planım. Bunun için uğraşmaya devam ediyorum. Sevdiğim insanlarla, beraber olmaktan keyif aldığım arkadaşlarımla huzur içinde yaşamak, özgür bir yerde özgürce yaşamak istiyorum. En önemli planım bunun için mücadele etmeye devam etmek. Ayrıca, bir gün Michael Haneke’yle beraber bir senaryo yazmak çok isterim. Birlikte ortak bir şey yazmak anlamında değil bu arada, o yazarken yanında olmak çok keyifli olurdu. Bir dünya kurarken onu izlemek isterim.”

Kitap yazmaya nasıl karar verdi: İlk öykü kitabı ‘Günün O Belirsiz Vaktinde’yi 2017’de çıkardı. “Bir süredir yazmakta olduğum öyküleri derleyip bir dosya haline getirip yayın evine vermiştim. Onlar da yayınlanmaya değer gördüler. Yazmak hayatımın temel uğraşlarından biri olarak devam edecek. Bir roman denemem var, başladım. Yazdığım iki film senaryosu var. Ben temel uğraşını okurluk olarak tanımlayan biriyim hayatta. Bunun yanında da yazmaya devam ediyorum. Sağlıklı olduğum sürece tiyatro sahnesinde olmanın yanında kalem kağıt başında olmak da var. Bu öykülerin nereden çıktığını ben de bilmiyorum açıkçası. Kendimi bildim bileli iyi bir okur olmaya çabaladım. Hâlâ da iddialı olmaya çalıştığım tek alanın bu olduğunu söyleyebilirim. Murathan Mungan’ın oyunculuk için kullandığı o enfes benzetmeyle diyebilirim ki; güzel yazılmış bir metin karşısında bir şaman imanıyla büyülenirim. Fakat yazmak… Aklımda sadece bir kış akşamı var, oturduğum koltuktan kalkıp bir kâğıt kalem almamı ve kitaptaki öykülerden birini yazmamı hatırlıyorum. Nereden geldi bu istek, bir mecburiyet miydi yoksa başka bir şey mi inan bilmiyorum. Fakat başlangıç noktası olarak o akşamı alabilirim sanırım. O günden kitaba kadar giden yol ise çok da kontrolüm altında gelişmedi. Bu noktada ilk okurum Reyhan Yıldırım’ı ve yazdıklarıma her zaman büyük bir merhametle yaklaşan Nalan Barbarosoğlu’nu anmalıyım. Onların verdiği güven olmasaydı yazdığım öykülerden bir dosya hazırlayıp Can Yayınları’na vermeyi aklımın ucundan bile geçirmezdim sanıyorum.”

Hangi filmden etkilendi: En çok etkilendiği film;  Teströl Es Lelekröl (Beden ve Ruh) O’na göre tüm zamanların en iyi filmi ise; Ingmar Bergman’ın Persona’sı. İzlemekten keyif aldığı ve defalarca izlediği film ise; The White Ribbon (Beyaz Bant).

Seyahat etmeyi en çok istediği şehir: Bergen, Norveç.

Hayal şehri: Viyana.

En sık kullandığın kelime / söz kalıbı: Ne alakası var?

DİZİLERİ

2021- Yalancı/ Ahmet Bilgen

2020- Babil / Cihan

2020 – Zemheri/ Faruk

2018 – Gülperi / Ali Taşkın

2017 – Rüya / İnan Ardalı

2016/2017 – Bana Sevmeyi Anlat / Burak Tuğcu

2015 – Beyaz Gece / Burak

2012/2015 – Karadayı / Osman Güney

SİNEMA FİLMLERİ

2019- Aşkımızın Son Tekmesi / Çetin

2016- Sizo Seyks (Kısa Film)

2016- Eksilmek/ Mustafa (Kısa Film)

2013 – Yarım Kalan Mucize / İsyancı

TİYATRO OYUNLARI

2021- Sekiz Kişi Bir Odaya Nasıl Sığar? / Oyuncu

2018- Hakikat, Elbet Bir Gün / Oyuncu

2017- Hayvan Çiftliği / Yönetmen Yardımcısı

2016- Dünyaya Gözlerimden Bak / Oyuncu

2015- Kuş Öpücüğü / Yönetmen

2014- Karabatak / Oyuncu

2013- Yirmi Beş / Gazeteci

2013- Bent / Horst

Özel içerikler youtube kanalımızda

Abone olun

İlgili Haberler