Ana sayfa Oyuncu Biyografileri Cem Yiğit Üzümoğlu Kimdir? Nereli – Boyu – Yaşı – Dizileri – Ailesi

Cem Yiğit Üzümoğlu Kimdir? Nereli – Boyu – Yaşı – Dizileri – Ailesi

tarafından ker_def

Cem Yiğit Üzümoğlu, 1 Mart 1994 tarihinde İstanbul’da doğmuştur. Türk dizi, sinema ve tiyatro oyuncusu.

Adı: Cem Yiğit Üzümoğlu
Doğum Tarihi: 1 Mart 1994
Doğum Yeri: İstanbul
Boyu: 1.79 m.
Kilosu: 72 kilo
Burcu: Balık
Göz Rengi: Ela
Kardeşleri: Tek çocuk
Instagram: https://www.instagram.com/yigitcemuzmoglu

Ailesi:  İngilizce öğretmeni anne ve babanın tek çocuğu olarak doğdu. Anne ve babası o küçükken ayrıldı. “Güçlü kadınlarla büyüdüm. Annem, teyzelerim, anneannem, kardeşleri ve halam… İçimize sığmayan, sevgimizle kendimizi büyüttüğümüz bir aile. Erkekler genel olarak ikinci planda. Açıkçası bu durum benim çok hoşuma gidiyor çünkü ben ailemin Karadenizli kadınlarından çivi çakmayı, boya yapmayı, halı yıkamayı, çeşit çeşit Yemek pişirmeyi, yamamı dikecek kadar iğne iplik kullanmayı öğrendim. Onlar olmasaydı ve bu kadar sevgi içinde büyümeseydim, mutluluğu içimde asla aramazdım. Herhalde o yüzden de hep onu arayacağım.

Çocukluk yılları: Çocukluk yıllarına baktığında mutlu olduğunu düşünüyor. “Bu bir anı gibi değil, daha ziyade bir his, bir durum gibi. Dönüp dolaşıp çocukluğunda yaşadığın, düşündüğün şeylerle karşılaşıyorsun. Bugün, içimdeki çocukla mücadele halindeyim. Kendime kök salmış olan çocukluğum bir an olsun peşimi bırakmak istemiyor. 10 yıl Fenerbahçe Yüzme Takımı’nda yüzdüm, Türkiye üçüncüsü olduktan kısa bir süre sonra bıraktım. Çünkü istediğim şeyin bir kulvar içinde yüzmek olmadığını içten içe biliyordum. Genç dimağımı yeterince klora ve güneş ışığına maruz bıraktıktan sonra biraz edebiyata ve hayata maruz bırakmaya karar verdim.”

Eğitim hayatı: Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Oyunculuk Bölümü’nden mezun oldu. Üç yıl boyunca trenle Avrupa’da seyahat etmediği ülke, şehir bırakmadı, Hindistan ve Polonya’da fiziksel tiyatro ve modern dans üzerine çalışmalar yaptı.

Oyunculuğa ilk adım: Televizyon macerasına 2017 yılında, ‘Adı Efsane’ dizisinde canlandırdığı ‘Hakan’ karakteriyle başladı.

Hangi proje ile parladı? ‘Rise of Empires: Ottoman’ belgeselinde canlandırdığı ‘Fatih Sultan Mehmet’ karakteri ile dikkatleri üzerine çekti.

Kişilik özellikleri: Çok iddialı, inatçı bir karakter, aynı zamanda son derece mükemmeliyetçi. “Rise of Empires: Ottoman’ın çekimlerine hazırlanırken bir gün Viktor Levi’ye kahveye davet ettiğim babamı saatlerce esir alıp ‘Ottoman’ın altı bölümünün tüm senaryosunu noktası virgülüne okudum. “Bana ingilizceyi öğreten anne ve babamın yabancı bir dili bu kadar iyi kullanmamda yadsınamayacak rolü var. Belgeselde temiz bir İngilizceyle oynamak istedim ama Türkçenin âşık olduğu melodisini kaybetmeden. Ben bir Osmanlı padişahını oynuyorum. Bir Türk’ü oynuyorum. Yerel kalmam gerekiyor. Türkçenin o melodisini dilden kopartmamaya çok dikkat ettim.”

Kişisel gelişim: İstanbul Üniversitesi’nde tiyatro eleştirmenliği ve dramaturgi alanında yüksek lisans yapıyor. İşi doktora derecesine kadar götürmeye niyetli. Hayatı öğrenmekle geçsin istiyor, öğrenmeye doyamıyor.

Düşünce yapısı: Kendi tabiri ile ‘bu dünya’cı yaşamıyor. Mutlu ölmeye çalışmanın önemine inanıyor. “Ben sadece işimi doğru yapmak istiyorum. Dünyanın en büyüğü olmak gibi bir derdim yok. Ben böyle çok sosyal düşünebilen bir insan değilim. Bugünün sosyal değerleriyle düşünüp ona göre değerlendirme yapabilen bir insan da değilim. Daha hayvani bakıyorum pek çok şeye. Bir köpek için hani birçok şey hak değil ya, o onun için savaşıyor. Alfa ise alfalığını gösteriyor ya da bir çetenin içerisinde bir eleman oluyor ve yediği kadarını yiyor. Yemediğini yemiyor. Yediği kadar yiyor, doyduğu noktada da çekiliyor. Belki hak birazcık da böyle bir şey. Daha eşit olabildiğimiz zaman haktan bahsedebiliriz. Ama böyle bir dünya düzeninde hak olduğuna pek inanmıyorum.”

Aşka bakışı: “Anne ve babam ayrı. Anneyle büyümek kadınlar konusunda bazı şeyleri daha iyi kavramamı sağlamış olabilir. Çocukken kızlarla daha iyi anlaştığımı düşünürdüm, öyleydi de gerçekten. Daha duygusal ve karmaşık gelirlerdi. O zamanlar kız arkadaşlarımı anladığımı zannederdim, şimdi fark ediyorum ki hiçbir şey anlamamışım.”

Mutluluk kaynağı: Sabah saatlerinde Beyoğlu’nda koştuğu anlarda kendisini çok mutlu hissediyor. “İstanbul çok zor bir şehir. Ben hâlâ bu şehre adapte olmaya çalışıyorum. Bazen öyle bir an yaşıyorsun bütün günün yorgunluğu çıkıyor. Vapura binip bir çay içiyorsun, simit yiyorsun. Telefonunla, kulaklığınla, kitabınla meşgul değilsen ve etrafa bakıyorsan hayat çok güzelleşebiliyor. Ya da ben sabah 6-7 gibi İstiklal’de koşu yapıyorum, neredeyse her gün. Tophane’de yaşıyorum ve etrafımızda park yok. O yüzen İstiklal’de koşuyorum. Bir de o saatte hep geceden kalma insanlar oluyor, belediye çalışanları keza. Çok canlı ama bir yandan ölü bir saat. Bayılıyorum. Benim gibi koşan bir adam var mesela. Bir yıldır beraber koşuyoruz ama hiç sohbet etmedik, sadece selamlaşıyoruz.”

Hayata bakışı: Oyunculuğu bir meslek olarak değil, hayatı başka türlü yaşayabilme biçimi gibi görüyor. “Hepimizin sosyal bir kimliği var. Kendi içimizde kimliklerimiz var. Maskelerimiz var. Söyleyemediklerimiz var. Söyleyebildiklerimiz var. İnsanı daha çok ayakta tutan ve hayata tutunmasını sağlayan şey de o aslında: O söyleyemediğin, ya da cevabını bilemediğin soruları hâlâ aramaya çalışmak. Çünkü her şey mükemmelse, o zaman hiçbir şey iyi değil demektir. Eğer bir sorun varsa, o sorunu ortaya çıkarıp deşebilecek, kendini daha iyi edecek ve hayatta kalmanı sağlayacak gücün kadar var olabiliyorsun. Ben de aynı şekilde tiyatroda buldum o varoluşu. Buldum, demeyeyim. Ama varoluş arayışımın o yol olduğunu anladığımı söyleyebilirim en azından.

İş hayatına bakışı: İşini çok seviyor, para kazanmak onun için ikinci planda. “İşimi, mesleğime âşık olduğum için yapıyorum. Para kazanmak ve şöhret olmak belli faktörler doğrultusunda mesleğimin sonucu olabilir fakat para kazanmanın da şöhret olmanın da daha kolay yolları olduğunu sanıyorum. Tiyatro benim için, hayattaki her şey kadar değerli ama hayattan daha değerli değil. O yüzden sahnede olduğumda ben kanla canla, ölümüne oynuyorum. Ama asla kendimi öldürmüyorum. 10 yıl sonrası için hayalim; Hayatta olmak.”

Kariyer planı: Yurtdışında doktora yapmak istiyor. Şu an Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji alanında yüksek lisans yapıyorum. Yurtdışında bir de doktora yaparsam belki oralarda bir şeyler kovalayabilirim gibi geliyor. Bakalım.”

Gelecek Hayali:  Okuldan mezun olurken hayali Anadolu’da tiyatro açmak ve orada faaliyet yapmaktı. “Ama ne maddi durumum ne kişisel koşullarım buna uygundu. Hâlâ aklımın bir köşesinde var; tiyatro araştırmaları yapabileceğim, hep beraber çocukluğumuza dönüp oyun oynayabileceğimiz bir yerleşke kurmak istiyorum.”

Rol modeli: Hem başarılı olmuş hem de sektörün dinamiklerine teslim olmamış oyuncuları rol modeli olarak görüyor. “Mesela Keanu Reeves öyle biri. Tanımıyorum tabii ama gördüğüm o. Mesela Haluk Bilginer, çok büyük bir adam. Hâlâ Kral Lear, oynuyor, 120’nci oyun. Ben de oynamak istiyorum. İdolse… Haluk Bilginer çok iyi bir örnek.”

Kaygıları: Tiyatronun şu anki durumunu ‘çok karanlık’ olarak yorumluyor. “Bu pandemiden önce de ‘Tiyatronun altın çağı’ falan gibi laflar konuşuluyordu. Halbuki öyle değildi. Öyle değildi ve hiçbir zaman öyle olmadı aslında. Her zaman popüler olan bazı şeyler vardı, kimi zaman o popüler olanlar iyiydi, kimi zaman da kötüydü. Yani ‘Devekuşu Kabare’ iyiydi ve aynı zamanda popülerdi mesela. Şu anda ben tiyatroyu bayağı kötü durumda görüyorum, çok kötü görüyorum. Yani tabii ki her zaman bir gelecek var, nasıl bir gelecek olacağı hiç belli değil. Ama bayağı teker teker kapanıyor tiyatrolar.  Devlet, 12 milyon liralık bir ödenek ayırdı tiyatrolara. Aslında bu ödeneği borçlarını kapatsınlar diye değil de yeni oyun yapsınlar diye veriyor. Bir yandan da verdikleri ödenek olduğu için o oyunları denetleyebilir hâle geliyorlar. Tiyatro Kooperatifinden de öğrendiğim kadarıyla verdikleri tiyatroların büyük çoğunluğu bu ödenekler çıkmadan önce kurulan tiyatrolar. Tiyatroyu yaşatacak olan sadece oyuncular değil ki. Seyirciler bunu farkına varamadığı sürece tiyatro çok zor ayakta kalacak. Çok fazla tiyatro kapanmaya başlayacak yani. Umarım bir an evvel insanlar da doğru anlamda bilinçlenirler. Dünyanın pek çok yerinde tiyatrolar başladı ve bilfiil oynuyorlar. En azından devlet, belediye desteği, kurumsal destekler, seyirci desteği vesaire. Ama burada devlet sana destek olmuyor, senin kendine destek olacak maddi manevi gücün kalmamış zaten pandemiyle. Seyirci destek olmadığı zaman da ne yapabilirsin ki? Biz Özgürlük Parkı’nda oynadık. Bilet fiyatı 20 lira ile 40 lira arasındaydı. Tam kapasite doldu ama Kadıköy Belediyesi bize bir ödenek verebildiği için o biletler o fiyata satıldı.

Kadında çekicilik kriteri: Olduğu gibi olan ve zeki insanları güçlü ve çekici buluyor.

TELEVİZYON DİZİLERİ

2020- Rise of Empires: Ottoman / Fatih Sultan Mehmed

2018 – Hakan: Muhafiz / Emir

2017 – Adı Efsane / Hakan Şahin

SİNEMA FİLMLERİ

2021- LCV (Lütfen Cevap Veriniz)

2021- Kin/ Tuncay- Emre (TV Filmi)

TİYATRO OYUNLARI

2021- Hamlet/ Prens Hamlet

2019 Evlat / Nicolas

2018 – Kalp / Felix

2018- Salto

2016- Troas / Astyanax

ÖDÜLLERİ

2017- 21. Yapı Kredi Afife Tiyatro Ödülleri/ Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı