SON DAKİKA
27 Ocak 2023 19:29

SON HABERLER

Barış Aytaç Kimdir? Nereli – Boyu – Yaşı – Dizileri – Ailesi

Barış Aytaç, 8 Aralık 1985 tarihinde Ankara’da doğmuştur. Türk dizi, sinema ve tiyatro oyuncusu.

Adı: Barış Aytaç
Doğum Tarihi: 8 Aralık 1985
Doğum Yeri: Ankara
Boyu: 1.90 m.
Kilosu:  88 kilo
Burcu: Yay
Göz Rengi: Yeşil
Kardeşleri: Kız kardeşi var
Instagram: https://www.instagram.com/barisaytac
Evcil Hayvanları: Kedisi var.

Ailesi: Memur bir ailenin çocuğu olarak Ankara’da doğup büyüdü.  Anne ve babası küçükken boşandı, annesi ve kız kardeşi ile birlikte büyüdü. “ İki kadınla büyüdüm bu yüzden evde baba otoritesini hissetmedim ancak evin tek erkeği olmak kolay değildi. Anneme ve kız kardeşime bağlı biriyim. Ankara’dan ayrılmak İstanbul’da hayata tutunmaya çalışmak bizi mesafe olarak ayırsa da bu güçlü bağımızı daha da güçlendirdi diye düşünüyorum. Ankara’da yapacak çok fazla şey yok ve birlikte olmak zorundasınız. Orada arkadaşlar kolay kolay ayrılmaz, küsmezler. Ortak idealleri vardır. Ankara’da deniz yok ama arkadaşlık var. Samimi ve özverili bir paylaşım söz konusu bu da elbette beklenti yaratıyor. Örneğin, ben zannetmiyorum ki bu sektörde Ankaralı olan herhangi biri şımarıklık yapsın.”

Çocukluk yılları: Çocukken ailesinin içinde paşa olarak tanındığını ve yaramazlık gibi bir lüksünün olmadığını söylüyor. Oyunculuk sevdası da ortaokul yıllarında başladı. Sahneye ilk kez ortaokulda okurken ‘Lüküs Hayat’ isimli tiyatro oyunu ile çıktı. “Çalışkan bir öğrenci değildim, okul hayatı ve dersler beni sıktığında bu durumdan tiyatro kurtuluyordum.  TED Koleji’nde her yıl bir temsil düzenlenirdi, daha ortaokuldan itibaren her sene olanları izleme fırsatım oldu, orta sonda ben de ilk sahne deneyimimi yaşadım bu temsillerden biri vasıtasıyla. ‘Lüküs Hayat’ oynamıştık. Daha sonra derslerimin kötü gitmesi, tiyatroyla ilgilenmeme neden oldu. Bir iki sene tiyatrodan uzak durdum, lise sonda dayanamadım tekrar bir tiyatro topluluğunun içine girdim. O sene tiyatro topluluğunu yönetenler, Onur Saylak ile Filiz Alpgezmen’di. Onların deneyimlerinden yararlanarak yetenek sınavlarına hazırlanabileceğimi öğrendim ve böylece tiyatro bölümüne yelken açmış oldum. Konservatuvar yılları bir ayrılıp bir barışan sevgililer gibiydik, çok tutkulu bir aşk yaşadık, ayrılsam da kopamadığım bir sevgili konservatuvar. Ama en genel anlamıyla, konservatuvarda kendimi mesleki olarak tanımak için ve tanımlayabilmek için hangi soruları sormam gerektiğini öğrendim.”

Eğitim hayatı: İlk, orta ve lise eğitimini TED Ankara Koleji’nde tamamladı. Ardından Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Oyunculuk Bölümü’nden mezunu oldu.

Oyunculuğa ilk adım: Televizyon macerasına, 2011 yılında ‘Gün Akşam Oldu’ dizisinde canlandırdığı ‘Yusuf’ karakteriyle başladı.

Hangi proje ile parladı? ‘Kalp Atışı’ dizisinde canlandırdığı ‘Dr. Fatih Yılmaz’ karakteri ile dikkatleri üzerine çekti.

Sosyal: Set dışında evde olmayı tercih ediyor. Evcimen birisi. Dışarıda olmayı pek sevmiyor. “İşimiz gereği hem çok kalabalık bir ortamda çalışıyoruz hem de bütün gün konuşuyoruz. Bu sebeple zihnimi dinlendirmeye ihtiyaç duyuyorum. Evde sıkılırsam da; Bir bisiklet edindim, bisiklete biniyorum. Bu harika şehri, Boğaz’ı bisikletle gezmek, hele ki hafif yağmurlu ve serin bir havada, denize yakın rüzgarı hissetmek beni çok rahatlatıyor.”

Kişisel gelişim: Dil öğrenmeyi çok seviyor. “Dil, çok büyülü bir şey. Yabancı dil konuşabilmek, kendinizi başka bir dilde ifade edebilmek, çok sevdiğiniz bir şarkıyı farklı farklı enstrümanlarla çalabilmeye benziyor bence. Benim de hayalim dil öğrenmek. Ankara’da okurken, İngilizceden sonra İspanyolca öğrenmeye başlamıştım. Türkçede çok basit veya çok zor ifade edebildiğiniz bir duygunun, başka dillerdeki karşılığını aramak, benzerlikler bulmak hikaye anlatılıcığını geliştiriyor ve hayal gücünü genişletiyor. Hayalim, yeni diller öğrenmek ve İspanyolcaya hatta belki Rusçaya, bu dillerde oyunculuk yapabilecek kadar hakim olmak. Başka başka dillerin duyguları ifade edebilme çeşitliliğinden çok keyif alıyorum.”

Düşünce yapısı: Oyunculuğu sahnede ve sahne dışında diye ikiye ayırıyor. “Kanınızla, canınızla, 2-3 saat durmadan, konuştuğunuz, öfkelendiğiniz, ağladığınız, güldüğünüz bir performans, sadece oyuncu olmak istemekle olabilecek veya katlanılacak bir şey değil. Herkes oyunculuk yapabilir, hikayeler anlatabilir ancak sahnede bu performansın sürdürülebilirliği gerçekten çok meşakkatli bir süreç. Konservatuar eğitimimin evvela; bu mesleğin ne kadar zor olduğunu, disiplin gerektirdiğini anlattı. Aldığım eğitim ve zorlukları, zaten her gün kendimi sınamamı ve bir enstrüman gibi akort etmemi sağlıyor. Oyunculuk, biraz da; ‘neyim ben’’, ‘kimim ben’ gibi soruları kendine soru sormaktır. Şu halde bir konservatuar öğrencisi ile oyunculuğa heves etmiş biri arasında elbette fark olacaktır. Herkes hikaye anlatabilir ama aynı hikayeyi, aynı heyecanla, aynı enerjiyle, tekrar tekrar kısmadan, azaltmadan veya çoğaltmadan anlatmak kolay bir şey değildir. Başkasının bir olay karşısında ne hissetiğini merak etmek, benim için başlıca bir motivasyon. Beni motive eden; insanın hislerine ve karşılaştığı zorluklara verdiği farklı tepkilere duyduğum meraktır.”

Mutluluk kaynağı: Sevdiklerine bağımlılık derecesinde bir yapısı var annesi ile kız kardeşine olan sevgisi en büyük mutluluk kaynaklarından bir tanesi. “Sevdiklerime de çok sıkı bağlanırım. Kardeşim ve annem benim en zayıf noktam. Onlara karşı zaafım var.

İlk sinema filmi: Ali Bilgin/ Delibal

Hayata bakışı: Genel olarak olduğu yerden memnun. “Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, herhangi bir şeyden şikayet etmek, memnuniyetsiz hissetmek pek kolay değil. Özellikle birçok tiyatro maddi sıkıntılar ve desteksizlikten çok zor ayakta duruyor. Ne mutlu ki; mesleğimi yapabiliyorum ve kendime yeni oyun arkadaşları bulabiliyorum. Daha ne isterim?”

İş hayatına bakışı: 10 yıldır ekranlarda ve bu süreçte her şeyin daha çetin ve zorlu bir hal aldığını düşünüyor. “Dünya pazarında TV yapımlarımız hatırı sayılır bir pay elde etmeyi başarsa da maalesef bölümlerin uzunluğu çok daha kaliteli, akıcı, steril işler üretilebilecekken sektör çalışanlarını ne yapıyoruz, ne çekiyoruz, ne oynuyoruz sorularıyla baş başa bırakıyor. Bu durum da kaliteyi potansiyelinin çok altında bırakıyor. Olumlu açıdan bakarsak; birkaç sene öncesine kadar çalışma saatleri korkunç uzun ve yorucuydu. Yapımcımız Fatih Aksoy, çalışma süreleri konusunda haftada 5 gün, günde 12 saat kuralını büyük bir terslik olmazsa uygulatıyor. Bu da her şeyden önce set ekibinin bir nebze olsun nefes almasını sağlıyor. Küçük bir dipnot; değişmeyen belki de hiç değişmeyecek şey, oyunculuğu meslek edinmiş birinin gelecek kaygısı, ağır vergi yükü, emeklilik vs…”

Kariyer planı: Daha fazla sinema filminde oynamak istiyor. Tiyatroyla ilgili hayalleri de var. “Sinema beni çok heyecanlandırıyor. Sinemada çok güzel senaryolar var, televizyon ise büyük sıkıntı. Televizyon işleri sanki biraz aceleye geliyor, bu işleyişle ortaya çıkan eserin sağlıklı olabilme ihtimali yok. Kariyerimi planlamaya çalışmanın yersiz olduğunu bu 10 sene çok net öğretti bana. Elinizden gelenin en iyisini yapsanız da sizin dışınızda çok fazla etken var ve bunlarla savaşmak, değiştirmeye çalışmak, yel değirmenleriyle savaşmak gibi ve sanırım buna gücüm yok. Plan yapmıyorum, nehrin akışındayım.”

Gelecek Hayali: Tiyatro sahnesinde kendi hikayesi ile yer almayı istiyor. “Henüz kendi oyunumu sahnelemediğim yahut kendi senaryomu yazmadığım sürece geleceğe dair tiyatro konusunda plan yapmıyorum. Benim işim hikaye anlatmak. Umuyorum ki; belki bir gün, ben de kendi hikayemi kurgular ve sahnede anlatırım.”

Kaygıları: Dizi sürelerinin uzunluğu ve sansür konusunu endişe verici buluyor. “12-13 bölümde anlatıp bitireceğiniz hikâyeler, 40-50 bölüme uzatılıyor, mecburen belli türler arasında gidilip geliniyor. Projelerin öncelikli amacı da uzun soluklu devam edebilmek olduğundan, daha önce denenmiş türler tekrar ediyor. Ciddi bir sansür sorunu varken örneğin siyasi mizah yapamadığınız bir sektörde hangi çeşitlilikten bahsedebiliriz? Bu durumda dijital platformlar çölde vaha gibi. En azından dışarıdan öyle görünüyor; henüz böyle bir projede çalışma imkânım olmadı ama kısıtlanmamak, bu sektördeki herkesin ortak hayali olsa gerek. Üretebilmek, yaratabilmek ve tüm bunları yaparken kısmen de olsa özgür hissedebilmek, çok önemli. Ayrıca sinema-dizi sektörümüzün bu platformlar sayesinde uluslararası bilinirliği de olumlu etkilenecektir diye düşünüyorum.”

Sosyal medyayı kullanıyor mu? Günümüzde sosyal medya kullanımının  kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. “Ancak ben bu mesleği yapmasaydım çoktan bütün hesaplarımı kapatırdım. Zaman kaybı ve ciddi bir bağımlılık. İşimin gerektirdiği kadarıyla takip ediyorum, elbette gözümden kaçanlar oluyordur ama olumlu olumsuz tüm yorumları okumaya çalışıyorum. Sosyal medya beni pek etkilemiyor, etkilememesi için çaba harcıyorum.”

Kimlere hayranlık duyar? ‘Ne çekse izlerim’ dediği Ali Atay’a yönetmen olarak hayranlık duyuyor. “Son dönem mizah anlayışı ve oyunculuklar açısından en sevdiğim film, Ali Atay’ın yönettiği ‘Ölümlü Dünya’ oldu. Sanırım Ali Atay ne çekse izlerim.”

Hangi filmden etkilendi? ‘Fight Club’ filmi ile  ‘Breaking Bad’ dizisi defalarca izlediği yapımlar.”

En sevdiği yazarlar: Fantastik sinema ve edebiyat hayranı. Neil Geiman ve Ursula K. Leguin en sevdiği yazarlar.

TELEVİZYON DİZİLERİ

2011- Gün Akşam Oldu / Yusuf

2012-Evlerden Biri / Erdal

2013- Aramızda Kalsın / Taylan

2014- Boynu Bükükler / Doruk

2015- Tutar Mı Tutar

2016/2017- Gülümse Yeter

2017- Kalp Atışı / Dr.Fatih Yılmaz

2018/2020- Yasak Elma / Caner Çelebi

SİNEMA FİLMLERİ

2015- Delibal/ Onur

2014- Intermezzo/ Selim (Kısa Film)

TİYATRO OYUNLARI

2016- Yeni Öğretmenimiz Bir Canavar / Oyuncu

2016- Bunu Ben de Yaparım! / Proje Tasarım

Özel içerikler youtube kanalımızda

Abone olun

İlgili Haberler