SON DAKİKA
30 Eylül 2022 04:44

SON HABERLER

Devin Özgür Çınar Kimdir? Nereli – Boyu – Yaşı – Dizileri – Ailesi

Devin Özgür Çınar, 21 Haziran 1973 tarihinde Zonguldak’da doğmuştur. Türk dizi, sinema, tiyatro oyuncusu ve senaryo yazarı.

Adı: Devin Özgür Çınar
Doğum Tarihi: 21 Haziran 1973
Doğum Yeri: Zonguldak
Boyu: 1.68 m.
Kilosu: 57 kilo
Burcu: İkizler
Göz Rengi: Kahverengi
Kardeşleri: Bir kardeşi var
Instagram: https://www.instagram.com/devinozgurcinar/
Evcil Hayvanları: Kedisi var.

Ailesi: Zonguldak’da dünyaya geldi. 4 yaşındayken ailesi ile İzmir’e taşındı. “Annem ve kardeşimle büyüdüm, evde bir büyük erkek yoktu. Annem hem erkek hem kadın gibiydi. Bana kimseye ihtiyacım olmadan, tek başıma ayakta durabilmeyi öğretti. Bu kadar kuyruğu dik tutmak da doğru değil aslında. Hayatla ilgili bir sürü paylaşımı yaşamana engel olabilir. Evlilik ve aile kurmak beni biraz ürküten şeyler. Bir çocuğun yetiştiği aile çok önemli. Sonra ortalığa sevmeyi bilmeyen bir sürü insan çıkıyor. Hemen zırt diye aile kurulması, herkesin çocuk sahibi olması, kadınların tek var oluşlarının anne olmak olması üzücü. Anneliğin kutsallığı da çok inandığım bir şey değil. İnsanların kendi iradelerini kullanarak çocuk sahibi olmaması kötü. Aman tren kaçmasın, aman biyolojik saat dolmasın, hep yetişmen gereken bir şeyler var. Senin hayatla ilgili kararların gümbürtüye gidiyor.

Çocukluk yılları: Oyuncu olmak çocukluğundan itibaren istediği bir şeydi.  “İzmir Karataş Lisesi’nde okurken okulun tiyatro grubuna girdiğim zaman tek istediğim şeyin bu olduğunu anladım.  Sonra Ankara Devlet Konservatuarı’nı bitirip İstanbul’a geldim. İşte o zaman gerçek hayatı anlamaya başladım; en temel olgunun karın doyurmak olduğunu anladım. Sonra da insan, ‘nereye kadar kötü şey yapmadan karnını doyurabilir’in hesabını yapmaya başlıyor. Bu noktada bir şeylerle uzlaşmak durumundasın. Sorun şu: Canını yakmadan nereye kadar uzlaşabilirsin?”

Eğitim hayatı: İlkokul, ortaokul ve Liseyi İzmir’de bitirdi. 1995 yılında Ankara Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan mezun oldu.

Oyunculuğa ilk adım: Televizyon macerasına, 1997 yılında ‘Dış Kapının Mandalları’ dizisinde canlandırdığı ‘Özgür’ karakteriyle başladı.

Hangi proje ile parladı? ‘İkinci Bahar’ dizisinde canlandırdığı ‘Cennet’ karakteri ile dikkatleri üzerine çekti.

Kişilik özellikleri: “Herkes bana bakınca başka bir şey görüyor. Bazen farklı yerlerde dolaşmanız gerekiyor, duramamak da değil bu. Tutkulu bir kadınım, zamana tapmıyorum, onunla yürüyorum. Ama yalnızca, sırf sevdiğinin peşinden gidemedim ben bir türlü, olamadım öyle bir kadın. Vazgeçilmezlerimin olmaması da bundan.”

Sosyal: Yalnız kalmayı seviyor, özellikle tek başına sinemaya gitmekten büyük keyif alıyor. “Beni olduğumdan farklı davranmaya zorlayacak insanlarla bir arada olmamaya çalışıyorum. Biraz tek başına bırakılması gereken biriyim. İki gün üst üste sosyalleşince, üçüncü gün kafam karmakarışık oluyor, dağılıyorum. Hemen toparlamaya çalışıyorum. Bana böyle bir tempo fazla geliyor yani. Sürekli bir kalabalığın içinde olmak, eskiden hayatımda olan şeylerdi. Şimdi zamanımı daha istediğim gibi, istediğim yerlerde geçirmeye çalışıyorum.”

Düşünce yapısı: “Koyduğumuz hedeflerle onlara ulaşmak arasındaki zamana hayat diyoruz. Bu hiç değişmedi, aynılık trajik olan. Herkes farklılaşmak isterken biçilen üniformayı giyiyor. Hayata reflekslerimiz ve ifadelerimiz fabrikasyon, aynı kelimelerle konuşuyoruz. Hissettiğimizi kendi cümlelerimizle değil, kalıpları belirlenmiş sloganlarla anlatıyoruz. Taziye cümlelerimiz bile aynı.  Öfke kıymetlidir, öfkeli olmamaya zaten imkân yok. Ben insanların öfkeli olmamalarını anlamıyorum. Elbette öfkenin seni yönetmemesi gerekli, çünkü öfke insanı manüpile ediyor ve gerçekten uzaklaştırıyor. Ben öfkemi işime kanalize ediyorum ve hareket etme gücü olarak kullanıyorum. Farkında olarak yola çıkmak önemli, yola çıkmak istemeyene her yol zaten uzun. O yüzden öfkesiz insan marazlıdır. Zaten hiçbir şey olmuyor gibi yapmıyor muyuz? Gözümüzü kapamıyor muyuz? Bu ‘hiçbir şey olmamış’ gibiler beni çok öfkelendiriyor.”

Sette nasıl birisi? Rol aldığı ‘İkinci Bahar’ dizisinden sonra senaryonun en kıymetli şey olduğunu anlamış. “İkinci Bahar’dan sonra sanırım en çok her şeyin başının senaryo olduğunu, oyuncunun ondan sonra geldiğini, kılı kırk yararak yazılan işlerin şansa ihtiyaç duymadığını ve bu işlerin de öyle basit olmadığını anladım. Arkanda iyi bir senaryo ve ekip yoksa sette gülüp eğlenmenin, ‘aile gibi’ olmanın anlamı olmadığını idrak ettim. Bu da beni zor beğenen, kimi zaman da huysuz biri yaptı. Fakat sonra İkinci Bahar gibi bir işin bir daha olamayacağını ve hayatın gerçeklerine alışmak zorunda olduğumu kabullendim.”

Mutluluk kaynağı: İstanbul’a gelir gelmez ‘İkinci Bahar’ dizisinde usta oyuncularla rol alma şansını yakalamış olmayı çok değerli görüyor. “’İkinci Bahar’a kabul edildikten sonra, bir yanlışlık olduğunu ve bu yanlıştan en kısa sürede dönüleceğini düşünüp evde telefon bekledim. ‘Seninle çalışamayacağız maalesef.’ denileceğini düşünüyordum. İstanbul’a yeni gelmiş ve iş arayan biri olarak bu kadar iddialı bir işin içinde olmak hayatın bana en büyük kıyaklarındandır herhalde.  Şener Şen’le karşılıklı ilk sahnenizi hatırlıyorum, çok heyecanlıydım ve sanırım bu her halimden anlaşılıyordu ki Şener abi,  ‘Şu an ikimiz de aynı durumdayız. Ben senden farklı değilim. Yönetmen bize ne söylerse onu yapmaya çalışacağız.’ diyerek eşit olduğumuzu hissettirmeye çalıştı. Genç ve şaşkın bir oyuncuya daha güzel ne söylenebilir? Onların mütevazılığı karşısında paniğin daha da artıyor. Aslında onlarla birlikte büyüdüm denebilir.

Orada insanı pişiren, standartlarını yükselten bir şey. var. Bir yandan da senin karakterin oluşuyor bu insanlar arasında. Mesela Şener Abi gibi bir oyuncu istese o kadar çok şeye müdahale edebilir ve hakkı da var buna. Ama çalışırken bizden farksız davranıyordu. Bu gencecik bir insan için öyle büyük bir destek ki. Türkan Hanım çok tatlı, çok nazik. Hep kendi halindeydi. Şener Şen ve Türkan Şoray olayı olmadı hiçbir zaman. Aynı odada giyinip, aynı odada soyunuyor, aynı çayı, aynı yemekleri paylaşıyorduk. Bu durum onlara çok daha saygı duymamı sağladı. O kadar büyük isimler ki bunlar.  Karşılarında iki kelimeyi nasıl bir araya getireceğim diye düşünürken, birlikte oynamaya başlıyorsun. Onların hassasiyetleri ve incelikleri insanı daha derinden etkiliyor. Zaten onlar, böyle oldukları için şimdi bulundukları yerdeler.”

İlk sinema filmi: Fide Motan/ Yanlış Saksının Çiçeği

Aşka bakışı: “Benim için önemli olan kurduğum ilişkinin kalitesidir, yakınlıktır. Evlilik, hayatımda hedef olmadı. İmza atarak hayatımın değişeceğini düşünmüyorum. Hızlı ve önünde çok fazla seçenek varmış gibi duran bir sistemin içinde yaşıyoruz. İlişkiler artık tamamen anlık onaylanma, beğenilme üstüne kuruluyor. Kafalarımızda mutlulukla, aşkla, sevgiyle ilgili bize dayatılan bir resim var. Yapay, gerçekliği olmayan, hayata uymayan ve herkesin peşinde olduğu bir resim. Başarılı olmanın kuralı mutlu bir ilişkinin olmasından geçiyor, gibi bir hale geldik. Mutluluk reçetelerle gelebilecek bir şey değil. Kadınlar sistem tarafından bu formülün peşinden koşturuluyor. Resmin bir parçasıysan, önemli olan oymuş gibi davranılıyor.”

Hayata bakışı: “İnsanın kendisiyle kurduğu yakınlıkla oluşuyor hayat. Bizim yanımıza yakışacak, bizi küçük düşürmeyecek, statümüze, sosyoekonomik durumumuza uygun kişileri arıyoruz. Her şey öyle bir vitrin ki, hepimiz bu vitrindeyiz. Herkes daha iyi olmakla ilgileniyor, kimse ‘iyi’ ile ilgilenmiyor. Mutlu olma arzusu, açgözlülüğü ancak yanında bir erkek varsa, evliysen tamam oluyor, sen sanki o zaman tamamlanıyorsun.”

İş hayatına bakışı: Hem oynuyor hem de senaryo yazıyor, oyunculuğun yazarlığını beslediğini düşünüyor. “Oyuncu olmasaydım senaryo yazamazdım gibi geliyor. Senaryoyla ilgili kendimce öğrendiğim her şeyi oyunculuk yaparak öğrendim diyebilirim. Setlerde çalışırken aksayan sahnelerin neden aksadığını, iyi sahnelerin neden iyi olduğunu refleks olarak analiz ettikçe kendimi senaryo yazmaya yakınlaşmış buldum. Bir de sanırım yazarken her karakteri içimden oynuyorum, seslendiriyorum öyle yazıyorum. Ama bir kıyas yapsam bile dönem dönem duygularım değişir sanki. Bazen yazarlık daha önemli hale geliyor, bazen oyunculuk.

Kadınların mizah duygularının çok gelişkin olduğunu düşünüyorum. Çünkü ömür boyu bir saçmalıkla, erkeklerle aslında eşit olup olmadıkları saçmalığıyla uğraşmak, ona karşı güçlenmek bir savunma mekanizması geliştirmek zorundasınız. Mizah biraz anlamı yıkıp yeniden yapmakla ilgili bence. Kadınlar sadece daha fazla cesaretliler artık. Daha güçlüler. Daha doğrusu güçlerinin farkındalar. O yüzden kadın komedyenler, yazarlar dünyada da daha fazla ortaya çıkmaya başladı sanki. Kadının gözünden dünyayı anlamak, yorumlamak çok kıymetli, belki insanlığı kurtaracak kadar. Bunun fark edilmesine yavaştan şahit olmaya başlıyoruz bence. Bir devrim olacaksa da o devrimi kadınlar yapsın. Sanatla iktidar hiçbir zaman yan yana gelemez, gelmemeli. Sanat muhaliftir, bununla beslenir ama iktidar sanata yön veremez. “

Kariyer planı: Proje seçiminde senaryoya çok önem veriyor. Engin Günaydın ile başrolü üstlendiği  dijital bir platformda yayınlanan ’10 Bin Adım’ adlı dizinin senaryosunu da kendisi yazıyor. “Ne anlatılırsa anlatılsın önemli olan senaryodur. Ben hep dönüp dolaşıp senaryoya bakarım. Tabii şu an dizi sürelerinin sürrealliğini de unutmamak lâzım. ’10 Bin Adım’ bizim Engin’le projemiz. Aklımıza geldiğinde hoşumuza gitti ama sonra unuttuk. Nasıl bir mecrada yapılır? Yapılır mı? Bizim gördüğümüz ve sevdiğimiz şeyi insanlar da sever mi? Bunlar muallaktı. Çok üstüne düşünmedik ve hayatımıza devam ettik. Ama yapımcılarımız Faruk ve Nisan bu fikri onlara anlattığımız andan itibaren hiç peşini bırakmadı.

Aynı zamanda Gain Medya’nın da vizyonunu burada belirtmek isterim. Bu değişik, daha önce yapılmamış içeriği çok sevdiler ve istediler. Sonra ben senaryoları yazdım ve çektik. Bizim çok sevdiğimiz, inandığımız bir işi insanların da sevmesi beni çok mutlu etti tabii. Umut oldu diyebilirim. İşimizi yapmak için farklı mecralar olması dijital platformlardan söz ediyorum, nefes aldırıyor. Bu çok önemli bir gelişme. Ama aynı gecekondulaşma umarım bu tarafta da olmaz.”

Kaygıları: Dizi sürelerinin giderek uzamasını endişe verici buluyor. “İkinci Bahar’ın süresi her şeyden önce ortalama 50 dakikaydı. İnsanların dizi izleme alışkanlıkları farklıydı. 50 dakika yetiyordu. Kimse daha fazlasını istemiyordu. Böyle bir bilgi yoktu. Sonra açgözlü birilerine bu süre yetmedi. Şimdiki gibi uzun olunca neden daha çok para kazanıyorlar, nasıl bir matematik var hala da anlamış da değilim. Ama ufaktan ufaktan artırılıp bugünkü insanlık dışı haline geldi süreler. Yerli dizi yersiz uzun eylemi yapıldığında henüz 90 dakikaydı diziler. Buna hala gülüyorum şu andaki süreleri görünce. Sektör o zamanlardan itibaren büyüdü ama nitelik nicelik meselesine bakacak olursak bence gecekondulaşma gibi bir büyüme oldu bu. ‘İkinci Bahar’ın gerisinde uzun bir çalışma dönemi ve bir sürü donanımlı yaratıcı insan vardı. Kaç bölüm çekileceği en başında belliydi. Seyirciyi çok önemseyen, saygı duyan, aptal yerine koymayan bir zihniyetle yapılıyordu. Sanırım en temel fark bu. Seyirciye saygı duyulmadığını düşünüyorum ama aynı zamanda seyircinin de 150 dakikalık diziye saygı duymadığını da düşünüyorum.”

Sosyal medya ile arası nasıl?  Sosyal medyayı kontrollü olarak kullanmayı tercih ediyor. “Kontrollü bir bahçe orası. İnsanlar Twitter’da bağırıp çağırıyor. Başkalarının kızgınlıkları ile vicdanlarını temizleyip rahatlıyorlar. Elbette içlerinde değerli olanları da var ama gerisi hikâye. Bir kere Cumartesi Anneleri için Galatasaray’da toplanırken gittiniz mi oraya? Hrant Dink için ne yaptınız? Örnekler maalesef çok. Sosyal medya bir üst kimlik yaratıyor. ‘Ben de çaresizim, ben de muhalifim, ben de kurbanım ama lafımı esirgemiyorum’ diye zırvalıyor insanlar. Bazen çıkıp ‘hadi dağılın!’ demek istiyorum.

TELEVİZYON DİZİLERİ

1997 – Dış Kapının Mandalları / Özgür

1998/2001 – İkinci Bahar / Cennet

1999 – Güneş Yanıkları (Devin)

2001 – Karanlıkta Koşanlar / İdil

2001- Benimle Evlenir misin?

2002 – Biz Size Aşık Olduk / Feride

2004 – Dayı / Aylin

2005 – Avrupa Yakası (Konuk Oyuncu )

2005 – Köpek / Rüya

2006 – Hayat Türküsü / Hayat

2007 /2008- Parmaklıklar Ardında / Suzan

2010 – Türk Malı / Seval Toparlak

2013 – Galip Derviş / Ayşegül Şanlı

2013 – Sevdaluk / Vesile Tekin

2016 /2018- Kalbimdeki Deniz / Hülya Aksal

2020/2021 – 10 Bin Adım/ Ezgi

SİNEMA FİLMLERİ

2017- Aile Arasında

2014-Guruldayan Kalpler / Hülya

2011- Geriye Kalan / Zuhal

2005- Miras / Tülin Soyarslan  (Kısa Film)

2005-Gönül Yarası /Piraye

2003- Fişgittin Bey  (TV Filmi)

2002- Hiçbiryerde / Şule

2000- Dar Alanda Kısa Paslaşmalar

2000- Abuzer Kadayıf / Solist

1997-Yanlış Saksının Çiçeği

TİYATRO OYUNLARI

2018- Yalnızlar Kulübü

2012- Yeni Kiracı

2007- Mikadonun Çöpleri

2004- Gökkuşağı

ÖDÜLLERİ

48.Antalya Altın Portakal Film Festivali/ En İyi Kadın Oyuncu Ödülü/ Geriye Kalan

Özel içerikler youtube kanalımızda

Abone olun

İlgili Haberler